22 Ağustos 2011 Pazartesi

Bir hayale dair...

Bir hayal kurmuşsun.
Önce ona doğru cesaretle adım atmış,
Sonra onun için emek harcamış,
Ve kalbini hep temiz tutmuşsun.

İnanmışsın,
Yoluna taşlar, kayalar çıksa da
Aldırmamışsın..

Bazen moralin bozulmuş
Yalan değil ha
Vazgeçecek olmuşsun

Sonra gene ne olduysa olmuş
Ufacık bir işaretle
Hayaline yeniden tutunmuşsun

Bazen sıkı sarılmış,
Bazen boşvermiş gibi davranmış
Ama aslında hiç bırakmamışsın.

Afferin kız ne iyi yapmışsın :)

Şimdi gözlerin dolu dolu bakabilirsin o 'Congratulations' kelimesine..

Kale kapısı göründü.

Yolun bitmek üzere...

Az bir zaman sonra ardına kadar açılacak sana kapılar..

Gururla geçeceksin..

Destek veren herkese teşekkürle...

Minnetle..

Ama en çok ta kendine...

Çok hakettin sen bunu be :)

12 Ağustos 2011 Cuma

Yok mu biri?

Bayanlarda evlenme tavan yaşının 25 olduğu, 26 yaşında evlenen bi kız için 'ehh zaten zamanı gelmiş yauvvv' denildiği, 27 ve üzeri bir yaşta evlenenler içinse yorumun dahi yapılmadığı bir ilçenin evladıyım. Şanlı 24 yaşımın son 3 ayında çanlar kimin için çalıyor dersiniz?

Yukarıdaki kurala harfiyen uymuş birkaç yakın arkadaşım, bir adet kuzenim, ve benim tanımadığım ama ne hikmetse ailemin yakın çevresini oluşturan bütün ailelerin kızları bu kuralı uyguladı. Sahneden çekildi. Şimdi tüm spotlar bende.

- Sendeyiz Merve!

+Hımmm.. Yani şöyle.. Şimdi biri yok ama..tabi olur heralde ilerde.. evlenirim...

- Sesin az geliyo Merve!

+Hımmm.. Yaa yok diyorum işte biri.

- Doğru söyle vardır senin!

+ Allah allaahh.. Doğru söylüyorum.

-.......(Manalı sessizlik)

+ Olsa söylerim beya yok!!!

- Niye????

Yaa ne demek niye? Cüzzamlıyım da ondan töbe estağfurullaah...

+ Bilmem. Kısmet bu işler... Bakıyoruz...

Uzun ilişkilerin insanı değilim ben. Elime yüzüme bulaştırıyorum. Ama çelişkilerle dolu her kadın gibi evliliği destekliyorum. İçten içe gerçek aşka inanıyorum sanırım. Ama böyle bişey var mı, kaç kişi gerçek aşkım dediği biriyle evlenmiş, o insan beni bulur mu bilmiyorum. Ted Mosby gibi 'doğru kişi' odaklı bi tipim yine de. Sabır gösterebilirim. Ama o insanla tanışmak sezonlar sürebilir :) Ve How I Met Your Mother'ın 6. sezonu kadar sıkıcı bir süreçten geçebilirim... Neyse göre...

- Merve anneanen hatta. Yok muymuş biri diye soruyo... Vardır onun diyo...

+ (Anam!!! Noluyoruz!!!!!)

Anneannem: Kızım hiç mi göz kırpmıyosun?

+ :D Anane göz kırpmayla olmuyo o işler!!!!!

Anneannem 16 yaşında evlenmiş, kızları 19. Ben şimdi ona evlilik için geç kalmak diye bişeyin olmadığını, kadınların eskiye göre geç evlendiğini, hatta bazılarının hiç evlenmediğini söylesem hiç birşey ifade etmez. Bi kere denemiştim.

-Anneane herkes evlenmiyo belki ben de evlenmem.

+ Delirdin mi sen??? Dünya yüzünde görülmüş şey mi???

Anneanneler zaptedilemez. Dünya yüzünde görülmemiş bişey söylediğinizi iddia edip sizi anında sustururlar. Siz kendinizi 'Lan ben ne dedim?' diye sorgularken bulursunuz.

Şimdi Bayram geliyor... Challenge çok büyük :) Akraba ziyaretlerinde hoş beşli iki muhabbetten sonra konu oraya gelecek biliyorum. Ama bu sefer guardımı alıp önceden konuşma hazırlayarak gidicem.Bana o soruyu soranları çenemle intihara sürüklemeyi planlıyorum. İş ve özel hayatta evliliğin yeri, günümüzde evlilik hala yaşayan bir kavram mı, evlilikte yeni trendler, kadınlar artık kariyer diyor, hem çocuk hem kariyer yapmak ütopya mı gibi konuları karıştırıp kendimin dahi hiç birşey anlamayacağı bir cevap vereceğim. Ha ha hepsini geri pürkürtüceeem!!!


de tabi anneanne hariç :)

Ben çapımı bilirim..

Anneanneyle aşık atmayı geçiniz..

Ben diğerlerine sesleniyorum:

The Others;

Challenge accepted!

by

Merve Mosby




10 Ağustos 2011 Çarşamba

Please enjoy


Bu klibinde neden sürekli koştuğu sorulunca Mirkelam 'Yönetmen koş dedi ben de koştum' demiş.

Benim de; hayatın bir koşturma olduğundan, bizim yönetmenimizin 'hayat' olduğundan ve bize sürekli 'koş' dediğinden, aslında Mirkelam yürüse klibin daha güzel olacağından, koşarken çok salak göründüğünden, o yüzden paralel düşünürsek bizim de koşmamamız gerektiğinden, yolculuğun ve manzaranın tadını çıkararak hayat denen yolculuğu sürdürmemizden, koşanın da yürüyenin de final noktasının aynı olacağından falan bahseden bir yazı yazacağımı sandınız. Öyle değil mi?

Tanrım ilk başta ben öyle sanmıştım şükür ki çabuk geçti.

Deli misiniz siz? Herkes koşturarak yaşamıyor.  Bebek'teki Happily Ever After'ın sahibi Ayşe Küçüroğlu dördüncü çocuğunu doğurdu.

Ben bu şarkıyı oynak girişi ve Mirkelam'ın 95'teki yakışıklılığı hatrına paylaştım. 

Sosyal mesaj gibi bi derdim yok.

Please enjoy :) 




7 Ağustos 2011 Pazar

Antebin heemeemlaaarıııı




-Kendi memleketin hariç- dünyanın en tatlı insanları nerde yaşıyo diye sorsalar 'Antep' derim.

İki sene önce sevgili arkadaşımız Zeynep'in düğünü için gitmiştik kızlarla. Hala söyleriz, birlikte yaptığımız en güzel şeylerden biriydi. Benim de kişisel seyahat tarihimin en güzellerindendir. Bu yazının amacı hem Zeynep'e ve ailesine harika misafirperverlikleri için tekrar teşekkür etmek, hem de Zeynep ve eşinin evlilik yıldönümlerini kutlamak:) (Yanılmıyosam 2 sene önce bu zamanlardı? :))

Antep'in bana göre en unutulmayacak iki değeri var: yemekleri ve insanları...Yemekleri anlatılmaz yaşanır. O yüzden o bahse bu yazıda girmeyeceğim..Bigün gidip yiyin ve ne demek istediğimi anlayın :)

İnsanları...:) Onları biraz anlatmalı.. Nasıl desem..Kısa tutarak, çok az yorum ve bir iki gerçek diyalogla.. Çünkü onlar da tıpkı yemekleri gibi anlatılmaz yaşanacak şekilde, öyle tatlı ve yöreye haslar.. 

Bi kere, ilk önce son derece cömertler.. Cömertlik dediğim öyle bizim bildiğimiz gibi değil.. Erzurum'da üniversite okuyan kızının bütün sınıf arkadaşlarını evinde kalmalı ağırlayabilmekten bahsediyorum.. Nerden baksan 30 kişi..Evler kocaman, aileler geniş, kalpler açık, kesinlikle temiz..

Dünyanın en güzel aksanlarından birini konuşuyorlar.. Komikler ve farkında değiller.. Bu onları daha da sevimli yapıyor. Çok doğallar, dayanamayıp kelimelerine gülerseniz kızmıyorlar, ama gülmüyorlar da.. Belki biraz tebessüm.. Sonra aksanları aynen akmaya devam ediyor, siz tebessüm ediyorsunuz. :)

Biz Antep'e gitmişken Zeugma ve Urfa'yı da görelim istedik. Nasılsa 4 kişiyiz, taksiler de ucuz, hem nereler gezilir bilmiyoruz en iyisi bir taksi tutalım öyle gezelim.. Bizi Antep'e geldiğimizden beri taksisiyle istediğimiz yere götüren bir 'Cemal'imiz vardı. :) Ondan halihazırda bir fiyat almıştık. Ama İstanbulluyuz ya, akıllıyız ya gidelim bir kaç fiyat teklifi daha alalım dedik.  Yaşlıca bi amcaya rastladık fiyat istedik. Cemal'e göre yüksek bi fiyat verdi. Biz itiraz edince de o süper aksanıyla sitem etti. 'Eeee Urfa'ya gidicüüüük, Zeugma'ya gidicüüüüük!!!!'

İsyanın boyutu o kadar şiddetliydi ki hak verdik. 'Tamam amca, sen ver numaranı biz karar verip seni arayalım'. Bi durdu önce 'Kartvizitim bitti' dedi :) 'Sorun değil numarayı söyleyin telefonlara kaydedelim.' Numarayı verdi, durdu yine. 'İsminizi ne yazalım?' deyince biz artık son bomba geldi: 'Yaz!!! Mustafa Dayı!!!!'

:)))))))))
Şimdi bu insanlar çok tatlı değil de ne????

Not: Herkez değil herkeş.

4 Ağustos 2011 Perşembe

Dal dal dal daradaaaaa


Sezen Aksu;
Duyguların ete kemiğe bürünmesi.
Kalbin kelimelere dağılmış hali.
Yoğun çok yoğun..
Yaza yaza bitiremedi.
Bitirmesin de..
Tamam artık tükendi üretemiyor dediler
'O kırlangıç ta mı küs bana?'
dedi.
Ses mes kalmadı.
Onun sesinden başka...

Seversin;
O 'Geberiyorum aşkından' der.
Vazgeçersin
O 'Vazgeçtim gözlerinden' der.
Unutamazsın
O 'Unutamadım gitti.' der.
Yeni bir başlangıç yapayım dersin
O 'Bu kızı yeniden büyütmeliyim' der.

Rakı içersin
Dostlar yanındaysa 'Yine mi güzeliz' olur,
Neşen yerindeyse Rakkas olur..
Canın sıkkınsa bi sürü şarkısı olur;
Kaybolan yıllar, Seni Kimler Aldı, İstanbul İstanbul olalı, Şu saniye..

İnsanım diyenin kişisel tarihi Sezen Aksu'dur.

'Bu yeterli mi?'
Hayır Sezen Aksu. Yeterli değil. Hep yaz. Hep söyle sen. Olur mu? Hııı?