24 Eylül 2011 Cumartesi

Aşkın Adresi

-Ey aşk nerdesin?
+Burdayım Hocam!
-Güzel yerdesin!
+Sağolun hocam!
-Sen her yerdesin..
+Anlamadım hocam?
-Tamam da nerdesin?
+.... (fatal error)*

Aşkı arama yolunda sık sık error veririz. İnsanın kusurlu bir varlık olduğu düşünülürse aslında bu normaldir. Ama biz bunu pek kabul etmek istemeyiz.Bilinçaltımızda veya açık açık kafamızın içinde büyük aşkımıza hemen ulaşma arzusu vardır. İdeal olana ideal biri olmadan ulaşılmadığından, ideallesme yolunda rötüş yemeyi kabul etmek ve bunu olay yapmamak gerekir. Bu yüzden bir ilişki yaşarken ya da aşkı ararken tökezlememiz veya basbayağı yuvarlanmamız, yara bere içinde kalmamız normaldir.  Ama biz bunu hep büyütür ve çok fazla üzülürüz.

Aşk inat gerektirir. Ve değişime direnmemelidir. Onun kurallarını öğrenirsen sana her yerde kendini gösterir. Bazen bir konser bileti kuyruğunda, bazen kolun kırıldığında gelen 'geçmiş olsun' mesajında, bazen de 'Burda ne kadar oldu senin?' diye gelen soruda saklıdır. Ah 'mon amour', beklenmedik zamanda geldiğinde ne kadar da tatlıdır... Şıp diye gündemin değişir.  Sanki biri gelmiş, kafanın içindeki herşeyi elinin tersiyle yere devirmiştir. 'Ondan önce ne düşünüyordum ben?' sorusu cevapsız kalır. Sonsuza kadar onunla o ortamda kalmak istediğini farkedip bunu dünyanın en normal isteği gibi görürsün. Çünkü birazdan onun yanından ayrılacak ve canın yanacaktır.

Aklın hep onu tekrar görmeye odaklanırken ve ondan da aynı ışığı alırken sen geçmişini yavaş yavaş geride bırakmaya başlarsın. Ondan önceki hayatından öğrendiklerini çantaya atıp, ağırlık yapmaktan başka işe yaramayan fazlalıkları çöpe atarsın.Ve elin güvendiğin bir avcun içinde yeni bir maceraya doğru yola çıkarsın...

Ünlü düşünür Sibel Can'ın da dediği gibi 'Bence talih, bence şansın bir de aşkın adresi yok.' Talih ve şansı bilemem ama bence de aşkın adresi yok. O her yerde..

- Tamam da nerde?

Bzzzzzzzz... (error)




* Twitter'dan çok zeki bir arkadaş.

16 Eylül 2011 Cuma

Semt Sakini

Karadenizli bir emlakçının türlü açıkgözlüklerle bana ilk baktığım evi kiraya vermeyi başarmasıyla platonik olarak sevdiğim ama acaba orada yaşar mıyım diye aklımdan bile geçirmediğim bir semtin sakiniyim artık..

Tabi ki hiç sakin değilim...

Zıp zıp zıplıyorum :)

Gelişimin de sakin olmadığı, eski komşularımın 'Bişey gidiyo' dürtüsüyle camlara doluşmasından, yenilerinin de benzer ilgi ve merakla 'yeni kiracı sizsiniz heralde' demesinden belliydi...

Velhasıl yerleştik. Aslında yerleştik iddialı bir kelime olur, sadece yetersiz sayıda olan eşyalarımızı apartman dairesinden içeri soktuk diyelim. Benim taşınmadan önce üstünkörü yaptığım temizliği saymazsak evin çok ciddi anlamda temizliğe ve beyaz eşya dahil olmak üzere bi sürü şeye ihtiyacı var. Ama neyse. Zamanla hallolacak şeylerden bahsedip kelimelerimi harcamayacağım.

Asıl konu şu ki...

Oolum bu mahalle çok bomba lan!!!

Valla...

Burda bir kafeler var..
İnsanlar yemek yemeyip kitap okuyo..
Yani yemek te yiyolardır heralde ama kitap okumak için kaldırımın üstündeki kafeye ait masalarda baya baya oturuyolar..
Gözlerimi hemen kaçırıyorum onlardan.
Bi kitabı ortalama iki ayda bitirdiğim düşünülürse sanırım bu kadar entelliğe henüz hazır değilim.

Bir çarşısı var...
Kasabı, manavı, fırını falan var
Tamam bunların soyları zaten tükenmedi ama bu kadar yakın olmaları bir şirin bir şirin anlatamam..
Allah kazançlarını arttırsın..
Her yanlarından geçişimde 'hayırlı işler' diyesim var..

Bizim sokağın başında kocaman merdivenler var.
Yanlarında hep eski evler..
Kardeşim geçen gün o merdivenlerde eski bir evin önünde katolog fotoğrafı çeken insanlar görmüş.
Hani şu ellerinde kocaman tepsi gibi beyaz şeyler tutan tiplerden..
Buranın yerlilerinden bir teyze de 'O eve fazla yaklaşmayın pireli o ev' demiş.
Bunlar tırsıp gitmişler :)

Az ötede kilise var.
Çan sesini ve ezan sesini aynı anda duyuyorum.
Abartıyo muyum bilmiyorum ama bana Bozcaada'yı ve Alaçatı'yı hatırlatıyo burası..

Denizi de var çünkü.. Köşeyi dönünce karşına deniz çıkıyo.
Anasını sattımının durağında bile şahane bir boğaz manzarası.

Ah bizim evde de olaydı o manzara..
Nerdeee..
Bizim daire arka tarafta. Apartman boşluğuyla diğer aparmanın arasında sıkışıp kalmışız. Napalım. Apartmana girerken kafamı 90 derece sağa çevirince ışıklı Boğaziçi köprüsünü görüyorum çok az. Bana yetiyo.. Aslında yetmiyo elbette ama yetmemesi beni üzmüyo öyle diyelim :)

Apartmanımız da bi değişik.. Kapıdan girince bayağı bi yol yürüyorum merdivenlere doğru.. Asansör yok. Kafamı kaldırıp yukarı bakınca nerdeyse bütün daireleri görebiliyorum.

Alt kat komşumuz müzisyen. Grup Gündoğarken grubunun üçte biri. Ben daha görmedim. Görmek önemli değil zaten de umarım evde müzik yapıyodur. Zira o 'Ankara'dan abim gelmiş' diye başlasa ben 'Evdeeeee bir bayram havasıııııı' diye çığırmaya hazırım.

Umarım sevgili sevdiklerimi beni bir an önce ziyarete gelmeleri için yeterince davetkar bir yazı olmuştur. İstanbul'u hiç sevmeyen kuzenim bile burayı çok sevdi. Ayıp yani ;)

9 Eylül 2011 Cuma

Kısa kısa...

İnsanın kendi bildiği yolda yürümesi kadar şahane ve yalnız bir duygu yok.

Sıcak havayla soğuk hava çarpıştığında yağmur yağması gibi hem sevip hem nefret ediyorsan sürekli ağlarsın.

Birini en son görüşümüzün gerçekten onu son görüşümüz olabileceğini o anda hatırlasak keşke.. Belki birkaç güzel şey daha söyleriz.

Beni üzmeye teşebbüs edeni gönül ülkemden sınırdışı ediyorum. Üzmeye teşebbüs ağır suç.

Başınızın üstüne koyduğunuz insanları dikkatli seçin ki ilerde tepenize sıçmasınlar..

'Ne bildiğin değil nasıl düşündüğün önemli' tam birşey olmuyor diye üzülürken gördüğüm bilboard.

Hayat nihayetinde size istediğinizi verir. Onun sunduğu suretlere hayır demedikçe asılları gelmez.

Gülerken gözgöze geldiği kişiye göz kırpan insanlar. Yalvarırım yapmayın bunu. Bakın ne çok göz dedim sizin yüzünüzden.

Ayaklı bombalar gibiyiz her birimiz.. Öyle bir güç içimizdeki.

'Hem gitmek hem de kalmak istemek.' Bu duyguya bir isim bulmalı.

Masadaki tuzluğa uzanır gibi uzan ve al o hayali. Lezzet gelsin hayatına..

Kanuni sevmiş, Hürrem sevmemiş. Kanuni sevildiğini zannetmiş, Hürrem sevildiğini bilmiş. İşte aşkın kanunu.

Hem başkalarına benzemeyip hem de başkalarından kaçmıyorsun ya senin olman yakındır.

Ateşin kırmızısıyla denizin mavisinin karışımıdır mor. Delirirsin mor giyersin düşünürsün hep mor.

Yaratmak göremedeğimiz gücün meziyeti. Biz en fazla üretiriz yaratıcı denmez bize..

Ayrılık acısını bi büyük nutellayla geçiren kadınlar için şarkı yazılmasını talep ediyorum. Rakı için yeteri kadar yok mu?

Şu hayatı dibine kadar yaşayan insanlar utanması olmayan insanlar.

İşin içinden çıkamadığım durumlarda örnek aldığım 5 kadını düşünüyorum. Hepsi fikir veriyor, birini benimsiyorum. Sonuç her zaman başarılı.

İnsan her daim 'yapım aşaması'nda ve her bir aşaması sanat eseri. Güzel görmeyi bilirsen.

'Canın Sağolsun' sadece Türkçe'de olan ve ağızda şeker gibi dağılan bir cümle. Elini omzuna atmış arkadaş gibi..

Aşk egolar üstü bişeydir. Egonu verirsin aşkı alırsın.

Bazı insanlar yetersizliklerini utanmazlıkla kapatıyor. Ve zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışırken bayağı görünüyorlar.

Sabretmek kocaman bir aksiyondur.

Tanrının bir eli var büyük büyük konuşan insanların ağzına patlatan.

Türkçe konuşurken arada İngilizce kelime kullananların hem Türkçe hem de İngilizce konuşmaktan aciz olduklarını düşünüyorum.

İyinin ve kötünün bir arada olduğu bir ortamda iyiler zamanla kötüye evriliyor da kötüler ne hikmetse iyiye dönüşmüyor..

Büyümenin bir göstergesi de içinize sinmeyen şeylere eskisi gibi itiraz etmemektir, edememektir.  Yutmaktır, yorgun hissetmektir.

Beklenmedik bir ölüm haberi almak trafikte kırmızı ışıkta durmak gibi. Yolunda giderken bir durursun, sonra sarı yanar, toparlanıp yola devam...

Başına gelen herşeyi fırsata çevirmeyi bil. Yoluna taş koyuyorlarsa mesela koy o taşları üstüste çık en tepeye.

Bence dünyanın en komplekssiz dolayısıyla süper güçlü insanı hiç yalan söylemeyen insandır. Ama hiç. Beyazından bile.

Seni sevmeyi bıraktım. Ben hafifledim, sen kalmadın. Al işte herşey beyinde 'biter'.

Can sıkkınken dosta düşmana iyi görünme belasıdır bu dünyayı son tahlilde çekilmez yapan..

Bir insan 7sinde neyse 70inde de o oluyorsa o insan boş bir ömür geçirmiştir.Yeni birşey denememiştir, rutin yaşamıştır. Sıkıcıdır velhasıl...

İlahi adaletin tecellisi senin beddua senaryondan iyi çalışır o yüzden beddua değil sabretmeni öneririm.

Ya teori pratikteki bokluklara yer vermiyor ya da pratik teoriye saygı duymuyor. Başka türlü neden ikisinin arasında bu kadar uçurum olsun ki?

Bazı insanların aşk acısı yavşaklığından utanıyorum.

Milyonlarca yıldır güneş sabah doğup akşam batıyor. Koskoca dünyada bile böyle bir rutin varken insanların aksiyon araması yersiz bence.

Önemli olan başınıza ne geldiği değil, ona nasıl tepki verdiğiniz. Benzer olaylara farklı tepkiler verin farkı farkedeceksiniz.

Bazı insanlar o kadar hesap kitapçı ki hesap makinama kol bacak taksam onlara benzer.

Birşey olunca değil sen olunca değişim başlar.

İyilik yapın sabredin iyilik yapın sabredin ve sonra muhteşem bişey olsun.

Kendini ifade etmeyi tamamlayan tek şey mimik. O yüzden yazıyla iletişim limitli kalmaya mahkum :)