Karadenizli bir emlakçının türlü açıkgözlüklerle bana ilk baktığım evi kiraya vermeyi başarmasıyla platonik olarak sevdiğim ama acaba orada yaşar mıyım diye aklımdan bile geçirmediğim bir semtin sakiniyim artık..
Tabi ki hiç sakin değilim...
Zıp zıp zıplıyorum :)
Gelişimin de sakin olmadığı, eski komşularımın 'Bişey gidiyo' dürtüsüyle camlara doluşmasından, yenilerinin de benzer ilgi ve merakla 'yeni kiracı sizsiniz heralde' demesinden belliydi...
Velhasıl yerleştik. Aslında yerleştik iddialı bir kelime olur, sadece yetersiz sayıda olan eşyalarımızı apartman dairesinden içeri soktuk diyelim. Benim taşınmadan önce üstünkörü yaptığım temizliği saymazsak evin çok ciddi anlamda temizliğe ve beyaz eşya dahil olmak üzere bi sürü şeye ihtiyacı var. Ama neyse. Zamanla hallolacak şeylerden bahsedip kelimelerimi harcamayacağım.
Asıl konu şu ki...
Oolum bu mahalle çok bomba lan!!!
Valla...
Burda bir kafeler var..
İnsanlar yemek yemeyip kitap okuyo..
Yani yemek te yiyolardır heralde ama kitap okumak için kaldırımın üstündeki kafeye ait masalarda baya baya oturuyolar..
Gözlerimi hemen kaçırıyorum onlardan.
Bi kitabı ortalama iki ayda bitirdiğim düşünülürse sanırım bu kadar entelliğe henüz hazır değilim.
Bir çarşısı var...
Kasabı, manavı, fırını falan var
Tamam bunların soyları zaten tükenmedi ama bu kadar yakın olmaları bir şirin bir şirin anlatamam..
Allah kazançlarını arttırsın..
Her yanlarından geçişimde 'hayırlı işler' diyesim var..
Bizim sokağın başında kocaman merdivenler var.
Yanlarında hep eski evler..
Kardeşim geçen gün o merdivenlerde eski bir evin önünde katolog fotoğrafı çeken insanlar görmüş.
Hani şu ellerinde kocaman tepsi gibi beyaz şeyler tutan tiplerden..
Buranın yerlilerinden bir teyze de 'O eve fazla yaklaşmayın pireli o ev' demiş.
Bunlar tırsıp gitmişler :)
Az ötede kilise var.
Çan sesini ve ezan sesini aynı anda duyuyorum.
Abartıyo muyum bilmiyorum ama bana Bozcaada'yı ve Alaçatı'yı hatırlatıyo burası..
Denizi de var çünkü.. Köşeyi dönünce karşına deniz çıkıyo.
Anasını sattımının durağında bile şahane bir boğaz manzarası.
Ah bizim evde de olaydı o manzara..
Nerdeee..
Bizim daire arka tarafta. Apartman boşluğuyla diğer aparmanın arasında sıkışıp kalmışız. Napalım. Apartmana girerken kafamı 90 derece sağa çevirince ışıklı Boğaziçi köprüsünü görüyorum çok az. Bana yetiyo.. Aslında yetmiyo elbette ama yetmemesi beni üzmüyo öyle diyelim :)
Apartmanımız da bi değişik.. Kapıdan girince bayağı bi yol yürüyorum merdivenlere doğru.. Asansör yok. Kafamı kaldırıp yukarı bakınca nerdeyse bütün daireleri görebiliyorum.
Alt kat komşumuz müzisyen. Grup Gündoğarken grubunun üçte biri. Ben daha görmedim. Görmek önemli değil zaten de umarım evde müzik yapıyodur. Zira o 'Ankara'dan abim gelmiş' diye başlasa ben 'Evdeeeee bir bayram havasıııııı' diye çığırmaya hazırım.
Umarım sevgili sevdiklerimi beni bir an önce ziyarete gelmeleri için yeterince davetkar bir yazı olmuştur. İstanbul'u hiç sevmeyen kuzenim bile burayı çok sevdi. Ayıp yani ;)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder